Hayat pek çok alanda dolu dizgin ilerliyor. Yaşam son yıllarda hiç olmadığı kadar hızlı. Türk ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan gayrimenkul geçmişte değişik kereler olduğu gibi yine çağını yaşıyor. Yalnızca İstanbul’da değil, başı Ankara, İzmir, Bursa gibi kentlerin çektiği pek çok ilimizde hummalı bir çalışma var.

Türkiye’de önümüzdeki 5 yıl içinde 15 milyar Dolar’lık gayrimenkul yatırımı bekleniyor. Devlet Planlama Teşkilatı raporlarına göre Türkiye’de hala 700 bin konut açığı bulunuyor.Böyle baktığımızda peki eskilerine ne oluyor diye düşünebilirsiniz. Gecekondular birer birer yıkılıyor. Yerleşim ve mimari açıdan plansız gelişen yerler düzene giriyor. Bir sürü yol yapımı çalışması devam ediyor. Fakat sözü asıl getirmek istediğim nokta farklı. Gerçekten eskilere ne oluyor düşündünüz mü hiç…

Galata’ya, Sütlüce’ye, Haliç’e… Gayrimenkul sektörü gelişedursun unuttuğumuz semtlerde müthiş bir canlılık söz konusu. Türkçe’ye ”seçkinleştirme” olarak giren ”gentrification” denen bir sürece adım attık. Geçmişte gözde olup sonradan duraklama dönemine giren semtler tam da unutulmaya yüz tuttuğu sandığımız bir dönemde hayata dönüyor. Başı sanatçılar, entelektüeller ve ileriyi gören yatırımcı ruha sahip olanlar çekiyor. Bu sürecin sektörün hızına ayak uydurarak devam etmesini diliyorum. Çünkü…

Anadolu pek çok uygarlığı binlerce yıl misafir etti. Tüm uygarlıklar değerini yaratarak yaşadılar. Yerlerini yeni uygarlıklara bıraktılar. Tarihten kalanlar kültürümüzü ve benliğimizi anlamamızı ve modern hayata adımlarımızı sağlam atmamızı sağlar. Tarihi binalar ve kentler bir toplumun geçmişinin resmi gibidir. Toplumların nasıl düşündüğünü ve yaşam tarzını anlatır. Tüm tarihi binalar geçmiş zamanın, mekanların ve kullanımın fiziksel kayıtlarıdır. Değişen ise modernleşen mekanların, yerleşimlerin kullanım şekilleridir. Teknoloji ilerledikçe gelen konfor, rahatlık ve elektronik altyapı öne çıkıyor. Oysa tarihi binaların dış güzelliği ve yapısı içteki modern yaşama yönelik kullanımlar akıllı tasarımlarla bir araya getirilebilir. Akıllı tasarımlar tarihin dokusunu, ruhunu ve modern yaşamı mekanlarda bütünleştirir. Örneğin tarihi bir tren istasyonu modern bir cafe’ye dönüşebilir.

Tarihi bir binanın restorasyonuna başladığımızda önce binanın boyasını ve yüzeyini inceleriz. Restorasyonda belki de son operasyon olan boyama veya temizleme binanın karekteri ve göreselliği için en kritik adımdır denilebilir. Yüzeylerin onlarca hatta yüzlerce yıl nasıl korunduğunu, daha önceki boyaların yüzeye nasıl etkisini incelemek, yüzeyleri orijinal haline dönüştürmek uzun incelemeler ve ayrıntılı çalışmalar gerektirebilir. Yapılan her restorasyon sonucu ortaya çıkan tarihi yapılar aydınlanan yüzleri ile geçmişe gülümseyerek geleceği kucaklıyor.

Tarihi taş binaların orijinal dokusunu koruyabilmesi ve uzun süre temiz kalabilmesi için DYO ”teknolong” adlı ürünü geliştirdi. Şeffaf olan kaplama taş yapının gözeneklerinde küfün oluşumunu engelliyor. Tarihin korunmasında bu ufak bir katkı. Ancak toplumun, sivil kuruluşların, üniversitelerin sahiplenmesi ve katkıları ile Türkiye’nin eşsiz tarihi zenginlikleri gün ışığına çıkacak. Dyo olarak geniş bir yelpazeye yayılan ürünlerimizle hem tarihimize hem de ihtiyaçlara yanıt verebildiğimiz için mutluyuz.