Yeni Bir Dönem Başlıyor… ( Ocak 2005 )

“İşsizlikle mücadele, iyi eğitilmiş bir toplum, sadece ülkemizi yönetenlerin sorunu olamaz. Siyaset, kamu ve iş dünyası, hep birlikte ortak akıl geliştirmeli, gelecek yıllar için bir vizyon oluşturmalıyız.”

Ocak 2005, yeni bir dönemin başı. Hem yeni bir yıl, hem de AB ile ilişkilerimizde bir dönüm noktasının ardından başlayan yeni bir süreç var önümüzde. Bu yeni uyum döneminde AB normlarını dikkate alarak özel sektör, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri katılımcı bir çalışma içinde, Türkiye’nin toplumsal refahının artmasına çalışacaktır.

Yüksek hedefleri olan bir kalkınma stratejisinde en önemli unsur insan faktörüdür. Türkiye hak ettiği çağdaş ekonomik ve toplumsal düzeye, eğitim sistemine kaynak yaratarak ve köklü değişiklikler yaparak varacaktır. Eğitim uzun süreli bir prosestir. Genç nüfusun sürekli arttığı ülkemizde; müfredat, zorunlu eğitim süresi ve eğitimin kalitesi konusunda pek çok reform yapılmalıdır. Aksi halde Avrupa ile bütünleşme sırasında en önemli sermayemiz olan genç insan kaynağını sadece vasıfsız işgücü olarak bir anlamda yok etmiş olacağız. Bu konuda süratle ek kaynakların yaratılması ve eğitimin desteklenmesi gerekmektedir.

Ülkemizde bulunan yatırım açığı ve yatırım ortamının iyileştirilmesi konuları ise eğitimden sonra aynı derecede önem taşıyan konularımızdır.Yatırım ortamının iyileştirilmesi, küreselleşen dünya ekonomisinde var olmaya çalışan, global yatırım pastasından pay almaya uğraşan bütün ülkelerin üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur. Çünkü yatırım öncesi, yatırım ve işletme dönemlerinde karşılaşılan engeller, sadece bürokratik işlemler olarak algılanmamaktadır. Nitekim var olan engeller rekabet gücümüzü azaltmakta, iş maliyetlerini yükseltmekte ve gerek iç gerekse dış yatırımlar için ülkemizin cazibesini azaltmaktadır. Bu nedenle yatırım ortamının iyileştirilmesi için atılan her adım, ülkemizi potansiyelini daha iyi kullanabilen bir konuma getirecektir. AB ile müzakerelerin başlamasıyla sadece mevzuat uyumu sağlanmayacak, hem kamu, hem de özel sektörde iş yapma kültürü de derin değişimlere uğrayacaktır. Bu değişimin etkileri ise; ekonomik bağımsızlık, ülke risk sıralaması, küresel rekabetçilik, çevresel sürdürülebilirlik gibi birçok uluslararası endekste Türkiye’nin yerini daha iyi noktalara getirerek kendini gösterecektir. Ülkemiz gündemindeki diğer önemli bir konu ise kayıt dışı ekonomi ile mücadeledir. Bu mücadeleyle desteklenen vergiyi ve diğer destekleri de kapsayan etkin bir devlet yardımı politikasıyla, ülkemiz ekonomisi istikrarlı bir büyüme sağlayacaktır. Yüzde 5’in üstünde seyreden büyümemizle eğitim sorunu çözülerek, işsizlik sorununa kalıcı çözümler üretilebilir.

AB ile entegrasyonu hızlandırırken atılacak olan uyum adımlarının Türkiye içinde büyük kazanç olduğu kesindir. Zaten siyasi istikrar, tarım, insan hakları, çevre, eğitim ve pek çok konuda yapılacak olan bu reformlar, aslında Türkiye’nin kazançları olacaktır. Türkiye sadece AB ile ilgili hedeflere vardığında değil, bu hedefe varmak için geçtiği yollarda da karlı çıkacaktır. Bu çerçevede, demokratik standartlarımızın yükselmesi en büyük kazancımız olacaktır.

Yeni bir dönem; 2005 yılı, Türkiye için olumlu pek çok gelişmenin yaşanacağı bir yıl olacağı inancıyla…